|
Eğer bir çocuk,
kınanarak yaşarsa suçlamayı öğrenir.
Eğer bir çocuk,
alay edilerek yaşarsa sıkılganlığı öğrenir.
Eğer bir çocuk,
hoşgörüyle yaşarsa sabırlı olmayı öğrenir.
Eğer bir çocuk,
değer verilerek yaşarsa saygı duymayı öğrenir.
Eğer bir çocuk,
beğenilerek yaşarsa kendinden hoşlanlamasını öğrenir.
Eğer bir çocuk,
düşmanca davranışlar içinde yaşarsa kavga etmeyi öğrenir.
ALT ISLATMA
Alt ıslatma iki şekilde kendini gösterebilir. Biri, çocuk dört yaşına geldiği halde tuvaletini kaçırmaktadır. Çocuğa tuvalet eğitimi verildiği halde idrar yoluna hakim olan kasları kontrol etmekte çocuk bir güçlük yaşamaktadır.
Gece altını ıslatan çocuklar ise bir diğer şeklidir ve çocukların %90'ı fizyolojik altını ıslatma grubunda toplanır. Bu çocukların gece uykularında mesane doluluğunu hissetmelerinin yetersiz ve uyku derinliklerinin fazla olduğu bilinmektedir. Bu nedenle bu çocuklar suçlanmamalıdır.
Bu gibi durumları tedavisinde, çeşitli yöntemler mevcuttur. Mesela mesane kapasitesini arttırmak için belli bir süre idrar yapmayı erteleme çalışmaları yapılmaktadır. Yine çocuğun idrarını kontrol etmesini teşvik için, takvim yöntemi kullanılabilmektedir. Bu yöntemde bir takvime ıslak ve kuru geceler farklı renklerle işaretlenir. Kuru geceler çoğaldıkça çocuk takdir edilir.
Sık görülen bir neden de , çocuğun geç saatlere kadar sıvı alıp yorgun bir şekilde uyumasıdır. Bu durumda uykunun en derin vaktinde idrar yapma ihtiyacı oluşur ve çocuk uyanamayarak altını ıslatır. Çocuğun düzenli saati olması, uykudan 2 saat önce sıvı alınmaması gibi tedbirler kuru kalmayı sağlayabilir.
Çocuğun kontrolünü geliştirmek için alarm cihazı kullanımı da faydalı yöntemler arasındadır. Alarm, çocuğun altına kaçırdığı anda çalacak ve onu rahatsız edici bir şekilde uyandıracaktır. Böylece çocuk bu rahatsızlığı yaşamamak için kontrollü olmaya çalışacaktır.
Bunların ötesinde, gündüzleri tuvaletini haber verme ve kontrol etme, anne tarafından sabırla, esneklikle yavaş yavaş kazandırılan bir eğitimdir. Çocuktan bu konuda bir özel yetenek beklenmesi abes olacaktır. Bu nedenle çocukları bu konuda kızmanın, azarlamanın hiçbir anlamı yoktur. Çocuğun tuvalet terbiyesini kazanmasında annesiyle olan ilişkileri de önemlidir.. Çocuk anneden olgun ve dengeli bir ilgi görmeli, ilgisizlikle, sert ve baskıcı muameleler arasında gidip gelen çelişkiler yaşamamalıdır.. Eğer çocuk altını ıslattığında ilgi görüyorsa bunu değerlendirir. İlgi çekmek için altına kaçırdığını söyler ya da altına kaçırır. Annenin abartılı tepkisi, 'Yine mi! Ay ben ne yapacağım şimdi!' şeklinde figan etmesi çocuğun hoşuna gidebilir. Kendini büyük bir başarmış gibi hissettirebilir.. Anne, çocuğun altını ıslattığında herkese ballandıra ballandıra anlatmamalıdır. Çocuğun meşhur olma, dikkat çekme duygusunu uyarmamalıdır.
Eğer çocuk annenin baskıcı muamelesinden bunalmışsa, bilinçsiz de olsa onun hoşlanmadığı bir şeyi yaparak bir nevi onu rahatsız etmeyi seçebilir. Elbette bunu kasıtlı yapmaz, ama farkında olmadan yapıverir. Diğer ihtiyaçlarını olduğu gibi, tuvalet ihtiyacını da zamanında söylemez, iyice sıkışana kadar tutar ve sonunda kaçırır.
Tüm bunlara paralel, çocuk büyük olduğu ve bazı şeyleri başarabildiği; tuvaletini haber verdiği ve kontrol ettiği için abartısızca takdir edilmelidir.
AŞIRI KORUYUCU ve MÜDEHALECİ ANNE-BABA TUTUMU
Çocuk yetiştirme tutumu toplumdan topluma, kültürden kültüre farklılık gösterdiği gibi, o toplumdaki aileler arasında da farklılaşabilir.
Anne ve baba davranışları çocuğun bulunduğu toplulukta, toplumsal normlara uygun şekilde davranıp davranmamasını etkileyebilir.
Aile yapıları da ailedeki bireylerin birbirleri ile olan ilişkisini, birbirleri ile olan iletişimini etkiler. Anne babanın, özellikle annenin çocukla olan iletişimi; çocuğun fizikse, duygusal, sosyal ve zihinsel gelişiminin ve kişiliğinin yapı taşlarını oluşturur.
Çocuğa yönelik davranışlar aileden aileye farklılık gösterebilir. Çocuklara uygulanan bu farklı yetiştirme biçimlerinin ortak yönleri ve ağır basan taraflarını ele alarak onları gruplandırabiliriz. Bir bakış açısına göre, anne-babanın çocuğuna olan davranışlarını ve onları yetiştirme biçimlerini şöyle ele alabiliriz.
Aşırı himayeci bir tutumla yetiştirilen çocuklara, aile içinde devamlı himayeye muhtaçlarmış gibi davranılır. Böyle bir ailede anne-baba müdehalecidir. Çocuk ergenlik çağını geçse de ona kendi kararını vermesi için yeterli zemin hazırlanmaz. Bu ailede bazen çocuğun arzularına rağmen onun adına kimi kararlar alınır ve anne-babanın buna hakkı olduğu savunulur. Bu tür bir davranış içinde bulunan aileye göre; anne ve baba çocuğu için her türlü fedakarlığı yapmalı ve çocukta aileye bu konuda şükran duymalıdır.
Böyle bir tutumla yetiştirilen çocukların, yeterince girişimci olmadıkları, bağımsız davranamadıkları, ileri yaşlarda bile bir himaye edici aradıkları gözlenir. Çok fazla kol kanat gerici bir tutum içinde yetişen çocukların yetişkinliğe geçişi zor olur. Üzerine fazla düşülen çocukların, daha az aktif, sosyal ilişkilerde pasif ve kas becerilerinden yoksun olarak yetişme ihtimalleri yüksektir. Ayrıca, anne ve babanın aşırı koruyucu ve kontrollü davranışları, çocuklarda esnek düşüncenin gelişimini engeller.
Koruma ve himaye etme normal bir annelik ve babalık davranışıdır, ancak kollama ve koruma davranışını çocuğun kendi gerçekleştireceği faaliyetleri engelleyici şekilde yaygınlaştırmak ‘aşırı himayeci’ davranmak demektir. Bu tutumu sergileyen anne babalar, çocuğun gelişimine has özgürlükler kazanmasını engelleyecek şekilde, ona nasıl davranması; neleri, nasıl yapması gerektiğini dikte ederler. Çocuğun çalışkan, başarılı ve anne babasına bağlı olmasını isterler.
‘aşırı koruyucu tutum’ içinde olan anneler, çocuklarının bu bireyleşme çabalarını engelleme yolunu seçmektedir. Bu engellemeler çoğu kez, çocuğun aile dışındaki dünyada karşılaşabileceği tehlikeli durumları, Abartılı olarak anlatmakla başlar. Aileden ayrılmasının anne babayı üzeceği tekini de, çocuğun eve bağlanmasını kolaylaştıran, ayrılıp gitmesini engelleyen ve bu tür girişimlerde suçluluk yaratan bir telkindir. Anne babadan gelen bu tür çabalar, çocuğun bağımsızlaşmasını ve birey olmasını engeller.
Ruhsal bakımdan dengeli olan anne babaların, çocukların yetişkin bir birey olmaya yönelik davranışlarını hoşnutlukla karşıladıklarını söylemek mümkündür. Aşırı himayeci ve müdehaleci anne babalar ise çocuklarını kendilerinin bir uzantısı gibi görür ve duygusal yoksunluklarını onlarla gidermek isterler. Bu aileler, çocuğun anne babaya bağımlı olmasını bir görev sayarlar.
Unutulmamalıdır ki çocuğunuzun başarısını arttırmak için ona kendisini rahat hissedebileceği, gerginlikten uzak bir öğrenme ortamının yaratılması gerekir.
Bu konuda çocuğunuzun geleceğini en iyi şekilde hazırlamakta yardımcı olmak üzere Renkli Dünyam Ana Okulu olarak bizler sizlerin yanındayız.
Uzman Klinik Psk.
Sare Uçar
|